SÜMBÜL EFENDİ VE TÜRBESİ
| SÜMBÜL EFENDİ VE TÜRBESİ |
Türbe, Fatih İlçesi, Kocamustafapaşa Semti, Kocamustafapaşa Külliyesi içinde, 1171. ada ve 91. parselde yer almaktadır.
Sünbül Sinan Efendi, Halvetî Tarikatı’nın Cemalî koluna bağlı Sünbülîye Şubesi’nin kurucusudur. İstanbul’da yetişen büyük evliyâlardandır. Asıl adı Yusuf, lâkabı ise Zeynüddîn’dir. Halk arasında Sümbül Efendi adı ile tanınmıştır. Babasının adı Ali’dir. 1451 yılında Merzifon’da doğdu. İlk öğrenimini Merzifon’da yaptıktan sonra, İstanbul’a gelerek medrese eğitimine başladı. Efdalzâde Hamidüddîn Efendi’nin öğrencisidir. Daha sonra 1489 yılında Çelebi Halife adıyla anılan Mehmet Cemaleddin Efendi aracılığı ile Halvetîliğe bağlandı. Şeyhinin isteği üzerine, halifesi olarak Mısır’a gitti. Burada iken Şeyhi Mehmet Cemaleddin Efendi vefat edince, onun vasiyeti üzerine, İstanbul’a gelerek tekkeye 1494 yılında Şeyh oldu ve Şeyhinin kızı Safiye Sultan[1] ile evlendi. Bu evlilikten Rahime[2] isimli bir çocukları oldu. Bir çok müritler yetiştirdi. Merkez Efendi[3] onun yetiştirdiği en önemli halifelerinden biridir. Ömrünü camiilerde vaaz vererek geçirdi. Vaazlarından sonra zikir ve devran yapılırdı. Yavuz Sultan Selim’in[4] yaptırdığı Yavuz Sultan Selim Camii’nin açılışını (1523) yapmış ve ilk vaazı vermiştir. Sümbül Efendi 1529 yılında, yetmişsekiz yaşında vefat etti. Koca Mustafa Paşa Camii’ndeki Tekkesinin haremine gömülüp üzerine türbesi yapılmıştır. Sümbül Sinan Hazretleri’nin vefatından sonra, talebeleri okutmak üzere, yerine damadı Merkez Efendi dergâhın başına geçti. Sümbül Efendi adil, dini bütün bir şeyhti. Arapça bilirdi. Dergâhı herkese açıktı, isteyen kişiler onun sohbetlerine katılırdı. Osmanlı Padişahı Sultan II. Bayezid[5] de O’nun sohbetlerine katılmıştır. Sümbül Efendi, otuzyedi yıl süren şeyhliği sırasında halkın irşadıyla meşgul olmuştur. Menkibeleri dilden dile anlatılmaktadır. “Risalet’ül Etvar” ile Sufilerin, sema yapmalarının helal olduğuna dair “Tahkikiye” adıyla eserleri ve ayrıca ilahileri de vardır. “Hidâye” ve “Şerh-i Mefakıf” adlı eserleri ezbere bilir ve anlatırdı.
Ahmed İbni Kemal Paşa’nın, Sümbül Efendi hakkında yazdığı manzume, türbesi dışındaki çini üzerine işlenmiştir. Çini üzerinde şunlar yazmaktadır;
| 1 - Pişvây-ı sâhib-i ehl-i edeb,
Muktedâ tâlib-i Rûm-u -Areb, Rehber-i ehl-i tarîk Halvetî, Ebûlvefâ kim şeyh Sünbül’dür lakab. |
2-Mûlk-i fânîden bekâ iklimine,
Gitti tevhîd ede o şirin leb, Eyledi şehr-i Muharrem’de sefer, Leylet-ül-isneynide ol zünneseb. |
| 3- Ağladı ol gün yolup saçın başın,
Döktü gözler yaşın her İbn-ü-eb. N’ola münkir dökmese gözyaşını, Sanki hardan çıkar mı şu aceb. |
4-Yerde gökte kamu ins-ü-melek,
Cem olup kıldı namazın bîtab, Hâtif-ü-gaybî dedi târihini, Nûr ola Sünbül Sinân’ın kabri hep. |
Sümbül Efendi ile ilgili birçok menkîbe vardır. Bunlardan birkaçı şöyledir;
Devrin padişahı, sertliği ile tanınan Yavuz Sultan Selim, amcası Cem Sultan’ın ölümünde rolü olan Koca Mustafa Paşa’yı önce öldürtmüş, sonra da Paşa’nın ismine yapılmış bulunan Kocamustafapaşa Camii, medrese, imaret ve dergâhın da yıkılmasını emretmiştir. Sümbül Efendi’nin karşısında, bu emri yerine getirmeye gelenlerin elleri tutmaz, kazma ve kürekleri işlemez olmuştur. Yıkımın gerçekleştirilmeyişine sinirlenen padişah, bizzat kendi, dergâha gitmiştir. Sümbül Efendi’yi gördüğünde onun bakışlarından çok etkilenerek dize gelmiş, sırtındaki samur kürkü çıkararak Sümbül Efendi’nin sırtına koymuş ve duyduğu kini oraya gömmüştür. Yavuz Sultan Selim, Sümbül Efendi’ye bu olaydan sonra sevgi ve saygı göstermiş ve onun sohbetlerine katılmıştır.
————————————————————————————————
Sümbül Sinan Hazretleri bir gece rüyasında, bir kuyu görür. Kuyunun başı çok kalabalıkmış, herkes su almak için birbirleriyle mücadele ediyormuş. Ancak kuyunun suyu derinde olup, çok azmış. Onun için suyu çıkarmak çok zor oluyormuş. Sümbül Efendi, kuyunun yanına geldiğinde kuyu ağzına kadar su dolup taşmış ve hem kendisi hem de etrafındakiler sularını doldurmuşlar. Sümbül Efendi, sabah olduğunda bu rüyasını hocası Çelebi Efendi’ye anlatmıştır. Çelebi Efendi rüyayı dinledikten sonra;
<< Ey Sümbül Sinan, senin gönlün ilahî feyzle dolu olduğu görülüyor. Böyle bir kalbe sahip olduğun halde, kendindeki bu büyük feyizleri neden etrafına saçmıyorsun?>> demiş ve Sümbül Efendi’yi kucaklayıp, alnından öpmüş.
Bu olaydan sonra Sümbül Efendi, vazifesine sımsıkı sarılmış ve nefsini terbiye etmeye başlamıştır. Mehmed Çelebi de bildiği bütün Zahirî ilimleri, Sümbül Sinan Hazretleri’ne öğretmiş ve onu halife olarak yetiştirmiştir.
————————————————————————————————
Sümbül Efendi’nin, Muhammed Çelebi isminde bir talebesi şunları anlatır;
Sümbül Sinan Hazretleri’ne, hak yolunu öğrenmek için talebe olmuştum. Dergâhında hizmetiyle şerefleniyordum. Bir gün kendisinden izin alarak Gelibolu’ya gittim ve orada bir haram işleme durumu ile karşı karşıya kaldım. Tam bu haramı işlemek üzere idim ki, yanımda hocamı gördüm. Onun görür görmez, utancımdan kıpkırmızı oldum ve ne yapacağımı şaşırdım. Hemen olay yerinden uzaklaştım. İstanbul’a gidecek olan bir gemiye bindim ve İstanbul’a geldim. Hemen dergâha koştum. Hocam Sümbül Efendi ile kapıda karşılaştım. Beni görünce;
<< Ey Çelebi! Sen mürşid-i kâmili ne sanırsın? O, talebesini gözetmez ise, şeytan ve nefs, onu hevâsına uydurup helâk eder, çabucak tövbe-i nasûh eyle. Bir daha da böyle işleri yapmaya kalkma>> diye buyurdu.
Bundan böyle nerede bir haram ile karşılaşsam hocam aklıma gelir, onun himmeti, bereketi ile haramlar gözüme çok kötü görünürdü.
Türbe bugünkü şeklini 1834-1835 yılında Sultan II. Mahmud[6] zamanında yapılan onarım ile Serasker Rıza Paşa’nın vefatından (1920) bir müddet önce gerçekleştidiği restorasyon sonucu almıştır. Asıl türbenin planı sekizgendir. Bugünkü türbe binası yuvarlak planlı ve kubbeli bir yapıdır. Bunun güney yönünde, yamuk planlı bir giriş bölümü eklenmiş, gerek Sümbül Efendi, gerekse de buna bitişik olan Serasker Rıza Paşa Türbesi’nin kapıları giriş bölümüne açılmıştır. Sekizgenin dört kenarında şadırvan avlusuna açılan demir şebekeli birer penceresi vardır. Bu pencerelerin üzerinde, oval tepe pencereleri vardır. Enlemesine yerleştirilen tepe pencereleri, alçıdan mamül sünbül demetleri ile çevrelenmiştir. Tübeyi örten ahşap kubbe, içeriden madeni levhalarla, dışarıdan kurşunla kaplıdır. Kubbe eteğinden hareket eden kurşun kaplı saçak, türbenin ve giriş bölümünün cephelerinde dalgalanarak uzanır. Türbe içte sadedir. Türbenin içinde bir de kuyu bulunmaktadır.
Türbe ziyarete açıktır. Bugün bakımlı ve iyi durumda olup, İstanbul’un en çok ziyaret edilen türbelerindendir.
Türbe girişinde, Serasker Rıza Paşa’nın Türbesi vardır. Rıza Paşa’nın Türbesi torunlarınca yaptırılmıştır. Ayrıca cami bahçesinde; Safiye Sultan, Şeyh Rıza, Şeyh Nureddin Efendi, Çifte Sultanlar, Zincirli Servi ve Daye Hatun türbeleri vardır.
[1] Safiye Sultan ve Türbesi ile ilgili ayrıntılı bilgi için; Bknz. Safiye Sultan ve Türbesi (Rahime Hatun ve Türbesi)
[2] Rahime Hatun ile ilgili ayrıntılı bilgi için; Bknz. Safiye Sultan ve Türbesi (Rahime Hatun ve Türbesi)
[3] Merkez Efendi ve Türbesi ile ilgili ayrıntılı bilgi için, Bknz. Merkez Efendi ve Türbesi
[4] Yavuz Sultan Selim ve Türbesi ile ilgili ayrıntılı bilgi için; Bknz. Yavuz Sultan Selim Han ve Türbesi
[5] Sultan II. Bayezid ve Türbesi ile ilgili ayrıntılı bilgi için; Bknz. Sultan II. Bayezid (Velî) ve Türbesi
[6] Sultan II. Mahmud ve Türbesi ile ilgili ayrıntılı bilgi için; Bknz. Sultan II. Mahmud ve Türbesi
1.323 views
| Print article | This entry was posted by admin on 03 Haziran 2011 at 08:55, and is filed under İstanbul Türbeleri, Ziyarete açık türbeler. Follow any responses to this post through RSS 2.0. Yorum veya kendi sitenizden geribildirim yapabilirsiniz. |


